Duydukları güveni ikisinin buluşan bakışlarında görmek mümkündü. En büyük keyifleri ise derinlerde kumluk bir alan gördüklerinde ayaklarını kumdan aldıkları hafif bir destekle usulca derinlerden, kendilerini güneş ışınlarının sızdığı yere kadar bırakıp birbirlerini öpmek (o esnada denizin derinliğinin rengi yavaşça değişir açılırdı, gecenin gündüze dönüşmesi gibi) ve sadece akşamları su yüzüne çıkıp güneşin batışını izlemekti. Onun dışında su yüzüne bir tek birbirlerine verdikleri nefesin hava kabarcıkları çıkardı.

Gece olduğunda midye kabuğuna çekilir dudaklarına gecenin öpücüğünü kondurup uyurlardı sarılarak...
Bir kelebeğin ömründen bile kısa ama bir kelebek kadar da güzel bir rüyadır bu onlar için.