KÖŞE YAZILARI | ÇİSEM SOYLU

Ne Çıkarsa Bahtıma!

En kaba tabiriyle "Bundan bir cacık olmaz" dediğim insanlarla çok keyifli vakit geçirebiliyorum... (Çisem Soylu)
 
   
 
 
     

"Yalnızlığı seviyorum." Ben bu cümleyi hiçbir zaman yalnızlık sendromunun bir savunma aracı olarak kullanmadım. Çoğu zaman kendimi çevremdeki herkesten daha çok seviyorum. Dolayısıyla mutlu olmayacağım insanları hayatıma sokmuyorum. Bir noktaya kadar gelmelerine izin veriyorum tabi ki, böylelikle artı ve eksi kutupları değerlendirme şansını yakalıyorum. Çoğu zaman haklı mı çıkıyorum? Eh... Yanıldığım durumlar olmuyor mu? Eh... En kaba tabiriyle "Bundan bir cacık olmaz" dediğim insanlarla çok keyifli vakit geçirebiliyorum hatta dostluğumuz baki kalma yolunda ilerleyebiliyor. Güle oynaya "Buyur gel" dediğim insanlaraysa "Bas git lan bas git!" dediğim de olmuyor değil. Ama yiğitliğe birşey sürdürmeyeceğimden genelde haklı çıkıyorum diyebilirim.

Bir arkadaşım var; Şahan! Kendisi Adana'nın bağrından kopup gelmiş, pek sevilesi biridir. Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde oturur, nargilemizi alır, demli çaylarımızı söyler uzun uzun muhabbet ederiz kendisiyle. En son pazar günü serin bir İstanbul akşamında yerimizi aldık. Konumuz daha öncelerden de alışık olduğumuz gibi annesinin Şahan'ı evlendirme çabalarıydı. Bir abisi olmasına rağmen öncelik kendisine ait olduğu için oldukça şanslı! :) Çevremde oğlunu evlendirmek isteyen çok anne gördüm ama Şahan'ın annesi kadar istikrarlı ve yaratıcı bir diğer anneye henüz şahit olmadım, olacağımı da pek zannetmiyorum. Arkadaşlığımızın hasar görmemesi adına bu konuda daha fazla örnek vermeyeceğim ama muhtemelen ilerleyen günlerdeki yazılarımda bu olaylardan bahsederim, isim kullanmadan tabi. ( Bunu söylememem gerekiyordu sanırım... )

Konuda odak olmaktan paçayı sıyıramayan Şahan soru oklarını bana çevirdi; Halâ evlenmeye niyetin yok mu senin? Bak kaç yaşına geldin! Evde kaldın! Onun bu soruları karşısında cevabım gayet alışılmıştı; Ben daha gencim, ne evliliği canım, ben halimden memnunum blaa blaa blaa... Metropol kadını etiketi üzerimize yapışmış çıkmak bilmiyor. Derdini anlat anlatabiliyorsan, mümkün değil. Hayatım boyunca hiçbir zaman "Ben bilmem kaç yaşına gelene kadar evlenmem, ben hayatta evlenmem, evli olmak için devletin onayına ihtiyacım yok...!" gibi cümleler kurmadım, kurmam da. Sadece babaanneden kalma bir tepkiyle; "Kısmet, kısmet...!" gibi bir tepki veririm kimi zaman arkasından "Bu işler kısmet işi" gibi bir cümleyle bağlarım. Kısacası halimden ziyadesiyle memnunum. Gerekli görmediğim olaylar için çırpınmaya da gerek yok. İlişkilerin bile zar zor yürüdüğü hatta insanların yürüdüğünü zannettiği ama gün geçtikçe çamura battığı bir dönemde bir de evlilik, delilik. Ben kendi kendimle pek mutluyum, kafamda soru işaretleri, acabalar olmadan yaşamaya alıştım ki bunun rahatlığı paha biçilemez. Dolayısıyla bu kısa ama öz bakış açımı değiştirene kadar hayatıma kimseyi almamaya kararlıyım. Ama söz verdim bir kere bunu yapmak zorundayım.

Şahan'ın ısrarı üzerine bana münasip bir kısmet aramaya karar verdik, kriterlerimi açıklıyorum;

27-32 yaş arası; Orta karar budur dedik, 27 altı hepten ergen, 32 üzeri de duruma göre heyecanı kaçmış olabiliyor. Kelli felli amcalar evlilikleriyle mutlu kalsınlar...

Askerliğini yapmış; Erkeklerin en temel savunmalarıdır "Erkekler askerde çok değişir" demek. Artık o 5-15 ay arası dönemde bizim bilmediğimiz ne yapıyorlarsa bir çoğu onların iddialarına göre evrim geçirmiş! olarak geri dönüyor. Dolayısıyla; bana evrimini tamamlamış adam lâzım olduğundan bu kriteri de eklemeyi uygun buldum. İtirazı olan? Kabul edilmiştir!

Minimum üniversite mezunu;
Ben üniversite anılarımı anlatırken yüzüme anlamış gibi bir ifadeyle bakıp anlam veremeyen bir adamlar birşeyleri anlamlandırmak çok mümkün değil. Geleceğe yönelik kariyeri açısından da mezuniyet derecesi önemli tabi. Ben büyüüüük biri Bizınıs wuuumın olduğumda beni taşıyabilmesi gerek! Yoksa cahildir kültürlüdür ayrımı değil, okumakla adam olunmayacağını bilecek kadar büyüdük, hem kriter değil mi canım, istediğimi koyarım.

Yabancı Dil;
İngilizce bilmek şart farz, farkını hissettirmesi için ikinci bir dili daha bilmesi gerek ki ben Akdeniz insanını, yaşam tarzını ve dillerini sevdiğimden İtalyanca ya da İspanyolca bilmesi pek mühim. Ayrıca bu iki dil birbirine çok yakın olduğundan birini bilmesi halinde bir diğerini de öğrenmesini isteyebilirim.

TDK gibi olsun; Türkçe lastik gibidir, nereye çeksen oraya gider. Buna itirazım yok, eyvallah. Ancak cümleleri kurarken sesli harflerden tasarruf yapıyorsa, özellikle de "z" harfi yerine "s" harfini kullanıyorsa düşer gözümden, bu böyle biline!

Su altı sporları ve ekstrem sporlarla uğraşsın, doğayı sevsin;
Metrelerce yükseklikten atlayabilecek kadar cesur, ormanda gördüğü bir sincabı sevecek kadar da hassas olsun! Su altına girdiğinde deniz yıldızı çıkarıp ondan kolye yapmaya meraklı olmasın, canlıların ölümüne karşıyız. Mümkünse istiridye çıkarıp boynuma incileri dizsin!

Höt dedi mi korkutsun; Ne çok arkadaşım vardı ayrı ayrı şehirlerden sevgilileriyle konuşup adamın bir sözünü kedi gibi olabilen. Hiç anlayabilmiş değilim o ruh halini, anlamak fena da olmazdı. O yüzden bana "Höt!!" dedi mi "Mırrrr" diyeceğim türden olsun. Maksat ilkleri yaşamak değil mi? İlk "Mırr" dediğim adam olma şerefini kendisine bahşedeceğim söz veriyorum. Sonra beni "Mırrrlak sevgilim" diye sever, tam oluruz.

Bir elmanın iki yarısı; gibi olmasın. Ben kendim bir elmaysam o da bir elma olsun. Bir araya geldiğimizde dah,a bir elma olalım. Eksik gedik tamamlamak için bir muhtaçlığımız olmasın. Başlı başına mutlu olalım, birlikteyken pekişelim.

Tenim esmeeer esmer ister; Oldum olası etkilenmedim sarışın insanlardan. Şarkıda da belirtildiği üzere esmerin tadı! Bir de yeşil gözlü olsun böylelikle X ve Y kromozomları birleştiğinde çocuğumuzun da renkli gözlü olma olasılığı artar.

Tedbirli olsun; Gecenin hangi saatinde canımım dondurma çekeceğini, en çok hangi kahvaltılığı ve meyveyi sevdiğimi bilsin, her daim hazır bulundursun. Markete gittiğinde "Aşkım sen dondurma seversin" deyip kendi sevdiği çikolatalı dondurmayı almasın, "Aşkım sen dondurma seversin" deyip en sevdiğim dondurmayı ellerime bırakıversin, arkasından da "Hadi kaşık getir" demesin, dondurmayı aldığı gibi kaşığı da getirsin, boşalan kutuları çöpe atsın.

Mutfakta aşçı;
Evet, mutfakta aşçı olsun, cümlenin devamını o bilindiği haliyle getirmeyeceğim, güzel yemek yapsın yeter. Yemek anlayışı makarna, hazır çorba ve menemenden ibaret olmasın mümkünse biraz Türk biraz da İtalyan mutfağı hiç fena olmaz.

Detaycı; Ben detaycıyımdır azizim, en az benim kadar detaycı olsun. Sinirlendiğimde ne tepki veririm, nasıl sakinleştiriri bilsin, ayağını denk alsın.

Misler gibi koksun, temiz pak olsun;
Üzerine sigara kokusu sinmiş ya da aynı gömleği, tişörtü bir haftadır giyiyormuş gibi kokan adama tahammülüm yok. Her daim duştan yeni çıkmış gibi taze olsun, misler gibi koksun. Diş fırçasının varlığından haberdar olsun, hatta mümkünse fırça-macun ikilisiyle samimi olsun.

Ön eleme için bunlar yeterli. Kriterlere uyan adaylar fotoşopsuz! birkaç boy ve portre fotoğrafını detaylı özgeçmişleri, geçmiş ilişki tecrübeleri ve eklemek istedikleri detaylar ile birlikte aşağıda yer alan "YAZARA E-POSTA GÖNDER" alanından iletsinler lütfen. Opsiyonel davranılması durumu pek söz konusu olmadığından kriterlere uymamalarına rağmen başvuran adayların kelleleri tiz vurula!

Sevgiler,

Saygılar.


ÇİSEM SOYLU
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU

REKLAM
reklam@cosmoturk.com

İLETİŞİM
cosmoeditor@cosmoturk.com

TEL: (0212) 280 07 00
FAX: (0212) 244 13 32

-->
>