KÖŞE YAZILARI | ÖZCAN KANDEMİR

Kavga bir yaşam biçimi mi?

“Son zamanlarda nereye dönseniz karşınıza bir kavga çıkıyor… Televizyonları açıyorsunuz bağırış çağırış, “ Özcan Kandemir’in yeni yazısı…
 
   
 
 
     

KAVGA BİR YAŞAM BİÇİMİ Mİ?

Son zamanlarda nereye dönseniz karşınıza bir kavga çıkıyor… Televizyonları açıyorsunuz bağırış çağırış, ağızları köpüre köpüre, el kol hareketleriyle birbirlerini neredeyse paralayacak durumda koskaca insanlar ve bunları adeta körükleyen sunucular var. Bunu iş edinmişler ve her programda insanları birbirine düşürmek için, türlü atraksiyonlar üretiyorlar. Artık reytingin adresi kavga oldu. Kim iyi kavga çıkarıyorsa en çok onlar televizyonlara konuk olabilir.

Balık baştan kokar. Başbakanımız bile, kendisine hakim olmak yerine, istemediği kişilere, kuruluşlara özellikle de medyaya çatarak her gün yeni bir kavga zemini oluşturuyor.
Durum böyle olunca, gündemde kavga oluyor ve vatandaşlar da, gündem oluşturan konuları konuşurken bir bakıyorsunuz tartışma birden kavgaya dönüşüyor.

Şu sıralar mübarek ramazan ayındayız. Dostluğun, iyiliğin, yardımlaşmanın, bağışlamanın ve huzurun hakim olması gereken bir aydayız.

Televizyonlar doğal olarak bunu işlemeye çalışırken, bir bakıyorsunuz bilgilerinden, görüşlerinden yararlanacağımız ve davranışlarından örnek almamız gereken din adamları, birbirine düşüyor ve kendilerine hiç yakışmayan ve bizim asla kabul edemeyeceğimiz bir kavgaya tutuşuyorlar.

Bu kavga zeminini gene programın sunucusu, sorduğu sorularla ve ‘sizin için şunu demişti’ veya ’sizin görüşünüzü şöyle çürütmüştü’ diyerek körüklüyor.

Program içinde bu tuzağı fark etmeyen konuklar kendilerini bu rüzgara kaptırıp neredeyse yumruk yumruğa gelecek hale geliyorlar. Oysa kuliste sunucunun ve ekibin gözü reytingde. Ellerini ovuşturarak “Bakın işte kavganın başladığı andan itibaren reyting yükseldi” diyerek ellerini ovuşturuyorlar.

Reyting uğruna ilim adamları, bilim adamları birbirine düşüyor ve siz onları durduramıyorsunuz Çünkü bu çarkın böyle döndüğüne inanıyorlar. Başka türlü kendilerinden söz ettiremeyeceklerini düşünerek, bunun sonucunun kendi kariyerlerini ve kimliklerini nasıl zedeleyeceğini düşünemeyecek hale geliyorlar. Çünkü o anda ona odaklanmışlar. ‘Bende gündemde kalmak istiyorsam bunu yapmalıyım’ fikrinden hareket ediyorlar. Oysa gerçek olan kendi gerçek kimlikleriyle, ilimleriyle, bilgileriyle topluma kendilerini kabul ettirmek ve giderek bunu pekiştirerek sağlam bir zemin oluşturmaktır.

Peki halk gerçekten bunu mu istiyor?.Eğer böyleyse patolojik bir durum var demektir. Bu kadar kavgayı seviyorsak, bu kadar kavganın içinde yer almak istiyorsak ve bundan keyif alıyorsak durumumuz çok vahim olmalı. Her şeyi bir yana bırakıp, şöyle geriye çekilip, olanlara bir göz atmalıyız ve bu durumdan nasıl kurtulacağımıza kafayı yormalıyız.

Böyle giderse korkarım, bu kadar göze sokulan kavgalar, olağan hal alacak ve kimse çocuğuna “seviyesiz kavgalardan tartışmalardan uzak dur!...” veya “başarıya giden yol seviyesiz kavgalardan geçmiyor” diyemeyecek..Çünkü çocuğa başka şey söyleyip, bunun tersi örnekleri sunamazsınız. Atak olmakla kavgacı olmak aynı şey değildir. Büyük bir kavram kargaşası yaşıyoruz. Bu karmaşa giderek bizi dibe çekiyor.

Ben kendi adıma kavgalardan, kısır tartışmalardan ve insanların birbirinin gözünü oymasından bıktım!...Sokağa çıkıyorsunuz kavga, taksiye biniyorsunuz kavga, camı açıyorsunuz kavga, alışveriş merkezine gidiyorsunuz kavga. Bu durumda canım ne televizyon seyretmek istiyor, ne de gazete okumak. Mümkün olsa bu kriz geçene kadar (bunun bir kriz olmasını diliyorum) sokağa bile çıkmak istemiyorum.

Herkesin canı burnunda. Sanki bir kavga virüsü gelip içimize yerleşmiş gibi. Kimseyle iki laf edemiyorsunuz sohbet hemen tartışmaya dönüyor. Siz fren yapmasanız kavga çıkacak.
Ama ben gene de umudumu yitirmiyorum. Çünkü, hayatın kavgadan ibaret olmadığını biliyorum, hayatın başka tatları olduğuna da inanıyorum.

Önümüzde Şeker bayramı var. Umarım şeker bayramı adı gibi tatlı günleri getirir ve kendimize gelmemizi sağlar.Çünkü, ulusça hepimizin huzura, neşeye, mutluluğa, güvene gereksinimiz var. İnsanı başarıya ve mutluluğa götüren yol kavga olmamalı.

Bazen büyükler aile kavgalarını yatıştırmak ve tırmandırmamak için “kavga ailenin tadı tuzudur” derler. Ama bu bir yaşam biçimine dönüşürse hayatı zehir etmekten, başarının grafiği düşürmekten ve sizi siz olmaktan çıkarmaktan ve yalnızlığa mahkum etmekten başka bir işe yaramaz.

Birkaç kavgayla gündeme gelirsiniz, insanlar sizden söz eder, program reyting alır ama siz üzerinize yapışan bu imajı silmek için çok fazla gayret etmek zorunda kalırsınız.
Bir hafta sonra bayram…Hepinize mutluluk dolu, sağlıklı, sevgiyle bezenmiş ve sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz bir bayram diliyorum.

Görüşmek dileğiyle.

Sevgiyle kalın.

Özcan Kandemir
o.kandemir@superonline.com

 


ÖZCAN KANDEMİR
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU

REKLAM
reklam@cosmoturk.com

İLETİŞİM
cosmoeditor@cosmoturk.com

TEL: (0212) 280 07 00
FAX: (0212) 244 13 32

-->
>