KÖŞE YAZILARI | ÇİSEM SOYLU

Kinayeli Bir Özgürlük Çağrısı…

Zavallı plaza insancıklarıyız, kurumsal kimliklerimizin ardına sığınmış kalmışız… (Çisem Soylu)
 
   
 
 
     

Zavallı plaza insancıklarıyız, kurumsal kimliklerimizin ardına sığınmış kalmışız…

Normal şartlarda ‘Hadi lan!’ deyip geçeceğimiz bir olaya; büründüğümüz maskenin ardından şuh kahkahalar atarak ‘Ah inanmıyorum, ciddi olamazsın…’ diyerek, göz süzer olduk!

Ayaklarımızın şişmesine, kan dolaşımının durmasına aldırmadan, yüksek ökçelerin üzerinde gezerken popomuz daha dik görünsün diye karnımızı, göbeğimizi içimize çekmekten nefes alamaz olduk. Kulelerin içerisinde nefes almaktan kasıt bir anlamda solunum yapmak. Yoksa oksijeni kim kaybetmiş ki biz bulacağız!

Öğle yemeği saatlerinde kendimizi kime beğendireceksek; çıkmadan hemen önce masadaki aynaya doğru eğilerek alelacele bir ruj tazeleme seansı artık ritüel haline gelmiş hepimizde…

Fırsat buldukça tuvaletlere koşup; yakan naylon çorapları çekiştirmeler, kayan sütyenleri çevirmeler, alttan el desteğiyle de kaldırmalar, biriyle denk geldiğinde ufak, samimiyetten tamamen uzak ama bir o kadarda sevimli görünmeye çalışan tebessümler saçmalar… Her birimizin içinde ayrı ayrı küçük kadıncıklar oluşmuş!

Herkes bir yandan çalışma arkadaşlarını destekler görünüp; bir yandan ayağının altında kırmızı halı gibi görünen tozlu kilimi çekme çabası içerisinde! Düştüğünü gördüğünde arkasından destekler görünüp önünü kapamalar da cabası...

Yalancı dosthane bakışlar uzun kirpiklerin ve rimeli gözlerin arkasında saklı adeta… Kırmızı ojeli tırnaklar hatta jartiyerler kim bilir neleri gizliyor!?

Tüm bunların sayesinde de birilerinin önüne sunulmuş leziz piliçler olunmuyor mu?

*******

Bir an asansörde göz göze gelmek, sonrasında bir kahve seansı ve şarap eşliğinde bir yemeğe eşlik eden gecenin sonunda uyandığımız yeri bilememek konularına girmek bile istemiyorum…

Ertesi akşam günün ve gecenin yorgunluğuna rağmen hızlı bir duş ve bakımın ardından olabilecek en sade ama en dekolte elbise ile ortalarda gezinmeler. Bakışlar bir ceylan kadar narin ancak altında yatan kaplanı göstermeyecek kadar da akıllı.

Kim istemez ki hayatında bir kaplanı olmasını? Kimi zaman statü sahibi, kimi zaman da hesabını dahi bilemeyecek kadar çok parası olan birini… Sonuç olarak kaplan kaplandır ve sizi bir şekilde korur! Ya parasıyla ya da statüsüyle!

Paranın statü, statünün de para getirdiğini farz edersek mutlu bir hayatın formülü çok karışık olmasa gerek. Tabi buna ‘mutlu bir hayat’ denebilirse…

*******

Beklemediğiniz anda ofisinize gelen ve görenleri kıskandıracak cinsten bir çiçek, ertesi gün parmağınızda göz kamaştıracak bir yüzük ya da ince gerdanınızı daha da güzelleştirecek bir başka mücevher…

Kimin aklından geçmiyor ki; lüks bir villada hizmetçiler eşliğinde güne başlamak…

Saat 11:00 sularında gelen pilates öğretmeniniz eşliğinde; kısa bir spor seansının ardından bahçedeki kapalı havuzunuzda yüzüp sonrasında saunaya girmek… (Ahh ah… Dediğinizi duyar gibiyim…)

Düşüncesizce yapılan bir alışveriş senasına, telefonda "Aah kuzum geç kaldınız akşam Milanoya uçuyorsunuz, unuttunuz mu dünyaca ünlü Fransız modacı "De La Sallamasyon’un" özel konuklarısınız…" diyen asistanınız sayesinde son veriyorsunuz. (Ah ahh demeye devam mı ediyorsunuz?)
Yemek yapmak ya da çocukların okulu ile ilgilenmek gibi bir sorununuz yok; çünkü hepsi için ayrı ayrı ilgilenecek birileri var, hatta kocanızla bile! …

İstediğiniz ya da istemediğiniz her şeyi yapacak birileri her zaman var!

Daha sabah kahvaltısı yaparken ‘Hanımefendi akşam yemeğinde ne arzu edersiniz ? Ah ‘domiglass soslu bonfile’ isteyecek gibi bir bakışınız var , yoksa ‘santa beef’ mi demeliydim , belkide ‘sebzeli noodle yani sebzeli çin eriştesi’ , en iyisi ben hepsini hazırlatayım ’ diyen bir uşak, ama çok uçmayın lütfen uşağınız zenci değil…

Bahçenize istediğiniz her türlü ama; her türlü çiçeği ekcek kaslı bir bahçıvan, bir öncekinin yüzünde sivilce çıktığı için bir hafta kadar önce işe yeni başlayan ve geceleri size eşlik eden bir şoför…

Kötü düşünmeyin canım, yalnızca sosyal aktivite niyetine…

Şimdi daha fazla uzatmadan benim ne istediğimi anlatayım sizlere…

*******

Özgürlük istiyorum.


İstifamı tatil yaptığım otelin antetli kağıdına yazıp bölüm müdürüme e-posta ile göndermek ya da ‘pazartesi sendromu’nun sürdüğü bir çarşamba gününden uyanıp, şöyle bir gerindikten sonra "Bugün işe gitmiyorum!" diyerek; yastığa ve yorgana sarılıp, uyumaya devam etmek istiyorum…

Sarılacak başka birileri varsa da değerlendirilebilirler tabi…
Belki de; en güzeli çalışırken bir an durup kişisel bilgisayarımı dahi kapatmadan, çantamı alıp; yine bölüm müdürümün gözlerine imalı ve bir o kadarda sevecen bir bakış atarak tatlı bir öpücük gönderip küçük bir selam ile yoluma devam etmek olabilir…

Giriş kartımı resepsiyondaki güvenliğin avuçlarına, kendi mi de özgürlüğün kollarına bırakmayı istiyorum!

*******


ÇİSEM SOYLU
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU

REKLAM
reklam@cosmoturk.com

İLETİŞİM
cosmoeditor@cosmoturk.com

TEL: (0212) 280 07 00
FAX: (0212) 244 13 32

-->
>