KÖŞE YAZILARI | ADİL GÜRPINAR

Erkekler İçin Asla Giyinmem

Işık, yatak odasına doğru öyle hızlı hareket etti ki, odayı gizleyen perdeleri hiçe sayması saniye bile sürmedi. (Adil Gürpınar)
 
   
 
 
     

Nurten için yeni bir gün doğuyordu bu sabah. Şehrin üzerinde yükselen güneş günün ilk ışık gösterisini yapmaya başlarken küçük bir evi de oyununa dahil etmeyi unutmamıştı.

Işık, yatak odasına doğru öyle hızlı hareket etti ki, odayı gizleyen perdeleri hiçe sayması saniye bile sürmedi. Sıcak yaz sabahının göz kapaklarına nüfuz eden ışıması, onu cebelleşmekte olduğu rüyasından kopartıverdi.

Güneşin aydınlığı, adını bilirmiş gibi, tenini aydınlatan bir ışık demetiyle vücuduna dokunduğunda yatakta kendisiyle boğuşan pikesinden başka bir şeyi yoktu Nurten’in. Pürüzsüz bedeniyle güzelliğinden gelen çekiciliğinin farkında olan bir kadındı o. Vücut losyonunu sürerken bile kendi tenin kıvrımlarına doyamayan bir tipti.

Hayat, her sabah gözünü açtığı anda kendisiyle başlardı. Kollarını gerinir gibi uzatıp yanı başındaki saatine uzandı. Bir kadından daha özenli hazırlanma vaktiydi gelmişti. 28 yaşında erkeklerin patronluğuna dirsek atan bir konumdaydı kendisi. Makyajı, saçları, kıyafetleri, ayakkabıları, ruju, parfümü artık onun elinden düşürmediği maskesinin iksiri olmuştu. Kimine göre tüketmek bir hastalık olsa da onun için tam bir zevkti. İnsan sadece kendisi için bu zevki hissetmeliydi.

Bugün önemli bir gün olacaktı onun için. Belki de görünen kişiliği, sergilediği tavırlarıyla birleşecekti. Ayna karşısında geçen uzun sürenin ardından yola koyuldu. İstanbul’ un kadınlara sıkışıklık yaratan trafiği onun için geçerli değildi. Ne de olsa çocukluğunda bile donu bozuk erkeklere taş atmaktan geri kalmamıştı.

Aradan geçen 1 saatin ardından iş yerine ulaştı. Ofiste yürürken topuklu ayakkabılarının çıkardığı ses etrafta duyulduğunda, kendisini tanıyanlar için motivasyonlu gün işte o an başlıyor demekti. O ise bugünkü toplantının kurgusunu yapmakla meşguldü. Son hazırlıklarını yapmak için odasına kapandı. Yapacağı sunumun detaylarını gözden geçirmekle saati öğlen etti. Artık her şey hazırdı. Anlatımı ve tatlı diliyle o kadar etkiliydi ki kimse onu ezmeye cesaret bile edemezdi.

Öğlenden sonra 2’deki toplantı için ekibi ve müdürüyle birlikte 45 dakika öncesinden yola çıkmışlardı. Aracı kullanan müdürünün öğütleri o kadar bunaltmıştı ki kendisini, işkenceden kurtulmak için ona bağlı çalışan Selim’le bile kısa bir fantezi kurmak daha eğlenceli gelmişti. Hayalinde arka koltukta emniyet kemeriyle bağlanmış Selim’in üzerine oturmuş halde gırtlağına kadar sıkılmış olan kravatı çözmekle meşguldü. Fantezi bu sefer bir emniyet kemeriydi ama aklından kutsal Selim’i eve götürmek bile geçmişti. “Dur ufaklık! Bugün iyi geçsin ardından seninle tekrar ilgileneceğim!” diye mırıldandı ve sonra da gülesi geldi. Neler diyordu böyle? Dudaklarını ısırarak, başını yana çevirdi. Selim ise o esnada olan bitenden habersiz içe dönük elleri ve yapışık bacaklarıyla dışarı bakınıyordu.

Firmaya vardıklarında toplantı odasında kendilerini bekleyen kravat düşkünleriyle tokalaşması Nurten için gayet net ve sıkı olmuştu. İşte asıl olay şimdi başlıyordu. Gözlerde hemen bir farkındalık oluşmuştu. Beyaz teni, mavi gözleri ve siyah düz saçlarını tamamlayan mini eteğiyle kısa boylu bir kadın ancak bu kadar kusursuz hatlara sahip olabilirdi. Herkes yerine oturmuştu ki birden kapı açıldı ve “Pardon geciktim!” diyen bir ses içeri giriverdi. Nurten hemen içeri giren kadına odaklandı ve “Lanet olasıca balık!” diye mırıldandı. Bu etine dolgun uzun boylu sarışın, üstü başı berbat da olsa çekici duruyordu. Ama her ne olursa olsun bugün işler yolunda gitmeli ve bu toplantıdan negatif bir sonuçla ofise geri dönmemeliydi.

Ancak Nurten, görüşme sırasında muhalif tavır takınan kadında bir tuhaflık sezinlemişti. Kendisine karşı olan gergin davranışının arkasında sanki bir karşı koyamamazlık duygusu hisseder gibiydi. Acaba lezbiyen düşünceler mi kalmıştı geride bıraktığı geceden? Yoksa Nurten gibi ufaklıklardan mı hoşlanıyordu? Belki de nefret ediyordu. Kim bilir? Bu fikrini güçlü kılansa kadının kravatlılara karşı olan sert yaklaşımıydı. Peki çaprazında oturan bu sarışına karşı bazı dikkat çekici hareketler yapsa çok mu ayıp olurdu? “Mesela şu kalemi ısırsam da dolgun dudaklarımla beraber bembeyaz dişlerimi de görsen. Evet, kıvranıyorsun işte, yakaladım senin o kaçak gözlerini! Bu nedenle erkeklere ofis düşmanları diye mırıldanıyorsun deminden beri!”…

Yaklaşık 1,5 saat süren görüşme kadının olumsuz tavrına rağmen Nurten’ in planladığı gibi sona ermişti. Herkes güleç yüzlerle tokalaşıp, onu tebrik ettikten sonra odayı terk etti. Kadınsa Nurten’ in dikkatini çekmek istercesine oturmaya devam ediyordu. Belki de iki çift lafı vardı. Nurten eşyalarını masadan almadan önce kadına doğru yöneldi. Hemen irkilen kadının ayağa bile kalkmasına fırsat vermeden elini omzuna götürdü. Kulağına eğilerek; “Ben erkekler için asla giyinmem. Kendim için giyinirim ama senin gibi kadınlar beni beğensin isterim. Çünkü zaten erkekler beni beğeniyor. Onlar için daha fazla çaba sarf etmeme gerek yok. Sen ve senin gibi koca cadılarsa hem iş yaşantımda hem de özel ilişkilerimde beni ezmeye çalışıyorsunuz. Hem de içinizdeki duyguları bile bastıramadan. Seni alt etmenin en iyi yolu bu işte. Zevk için giyinmem ve kısa boyumun aklımla birleşmesi sizi boğuyor değil mi? Duygularımın yoğunluğu ise sizi hepten beter ediyor. Dedim ya ben asla erkekler için giyinmem!”


ADİL GÜRPINAR
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU

REKLAM
reklam@cosmoturk.com

İLETİŞİM
cosmoeditor@cosmoturk.com

TEL: (0212) 280 07 00
FAX: (0212) 244 13 32

-->
>