KÖŞE YAZILARI | FERHAN PETEK

Hangi Kapı

Anlamını bul, nedenini bil..! (Ferhan Petek)
 
   
 
 
     

Anlamını bul, nedenini bil..!

Doğumhane kapısıyla başlayan kapı sendromu hayat boyu sürüyor fark eden oldu mu bilmem. O kapıdan çıkıp seni getirdikleri evin kapısından girip bir süre var olmandaki aracıların egemenliğinde yaşarsın. Artık kendi egemenliğini ne zaman nasıl kuracağın da tamamen hayata baktırılışına ve asiliğine kalmış. Tabi bazen de aksilik olarak görülen ruhani planlamalara. Ya gerçekten hayatta var oluşunun anlamına, nedenine takarsın kafayı, ya da bu bahaneyle yine istediğin gibi sürersin hayatı. Tabi yine imkânlara ve imkanlandırılmalara göre arada okul kapısı oluyor. Hani eğitimin tavan yaptığı şu anılar ülkesi. Belki bir daha asla yaşayamayacağın anların anıların kaynağı.

Sevgiyi, nefreti, dövüşmeyi, öpüşmeyi, küslüğü, barışmayı, sigara içmeyi, buna bağlı olarak saklanmayı…. öğrenebileceğin ve bunları doyasıya yaşayabileceğin o en değerli zaman dilimi. Çoğunun kıymetini bilmediği diğerlerinin de içinden bir türlü çıkamadığı yıllar. O kapıdan çıktığında ise, gerisinde yaptığın hazırlıkla yeni kapıdan girer, içerde öğrendiklerini bol bol ve doyasıya uygulama şansı bulursun. Geri kaçmaya çalışırsın ya da en azından düşünmüşlüğün olur mutlaka. Kolları sıvayıp başlarsın yaşamaya. Direnebildiğin kadar direnir, gidebildiğin kadar gider sonra birinin kollarında dinlenmeye karar verirsin. Gerçekten bulamasan da canına tak etmişliktendir ki bulmuş gibi yapar bırakıverirsin kendini. Ve hop dünya evi kapısından giriverirsin. Dünyan şaşıverir. Tüm zorla öğretilenleri uygulama dönemi başlar. Ve sonrasında ki yine tercihine kalmış bir durumdur, yani çoğu zaman, kendini gözünü açtığın ilk kapının bu kez dışında bulursun. Senin dünyadaki ilk sesine benzer bir sesle gözlerin ikinci kez açılır ve muhtemelen birkaç ay da kolay kolay kapanmaz. Uykusuz geceler bitti sandığında aslında onların en tatlı yorgunluklar olduğunu anlayacağın anlar yaşarsın ki kendi hayatını değil artık kendinden bir parçanın hayatını yaşadığını anlarsın.

Peki ya sonra? O parça kendi akışında yaşamaya başladığında, onun artığında kalan senin hayatın ne haldedir? Nasıl yaşanacak, nerden başlanacak, nasıl bitirilecektir artık? Kendinden başkasına adanacak bir hayat kalmamıştır elinde. Sadece sen varsın yine. Ne olacak şimdi? İnsanoğlunun kâbus sorusu. Eğer şanslıysan da hâlâ yalnız değilsen, girdiğin bir önceki kapıyı sıkı sıkı kapatırsın aşk kaçmasın diye. Neyin kaldı ki başka? Artık önünde daha fazla kapı var ama sen hangisini seçeceğini karar veremeyecek kadar, açgözlü, kararsız, zamansız ve aslında tam anlamıyla yalnızsın. Ne demiş bir filozof, çok insan hiç insandır, yalnızlıktır hâlin. Kalabalıklardaki yalnızlık sözünün öncüsü oluverirsin hiç anlamadan. En sonunda düşünerek fazlasıyla harcadığın zavallı zamandan kalan birkaç kırıntıda tümünü denemeye, girip girip çıkmaya başlar, nefes nefese kalırsın.

Son kapıya doğru yavaş yavaş yaklaşmaya başladın işe. Kendi kendine gidemeyecek haldesindir artık. Zaten bu kapıdan en az dört kişinin yardımı olmadan da geçemezsin. Ama sonrasında geldiğin gibi yapayalnız kalıverirsin ki bu da insanoğlunun acizliğiyle bilebildiği hatta belki de sadece basit bir tahmin yürüterek ulaşabildiği son bilgidir. Ötesi belirsizlik âlemi. Ne denir, Allah kolaylık versin. Aslında hep verdi ama dünyada fark edemediklerini belki burada keşfedersin. Umarım geç kalmamışsındır. Selametle.. Nasılsa bir gün herkes aynı yerde buluşmayacak mı?

Kendi hayatını kurmak nedir? Nasıldır bu işler? Nerden başlanır, nasıl yapılır? Kimden izin, kimden yardım alınır? Evlenince mi başlar, yoksa okul bahanesi midir en geçerli olan? Rahat bıraktıkları, izin verdikleri kadar mı yaşarsın kendi hayatını? Kimdir bu iznin kaynağı? Ailen mi yoksa kendin mi? Taa yıllar önceden mi hazırlamak lazım geleceğin ipi kopmuş, zinciri kopmuş zeminini? Önceden alıştırmak mı lazım yoksa aniden bırakıvermek mi ellerini? Hangisi doğru? Kimseyi üzmeden özgür kalmayı biliyorsundur da izin vermiyorlardır bazen. Kimdir hayatımızın merkezi, nedir? Neye kime göre verilir hayati kararlar? Yol gösterenler sadece yolu gösterenler midir, yoksa o yola girmen için seni sırtından itenler mi? Birde herkese tamam deyip kendi bildiğini okumak vardır. Ne şiş yanar ne kebap. Herkes memnundur. Sen ve diğerleri. İşin sonunda anlaşılır her şey. Ya sen memnun olursun ya da onlar. Yanlışsa da dibine kadar senin yanlışındır ne de olsa. Gururla yaşamaktan kim alıkoyabilir ki seni? Aman,kaç günlük dünya,,herkes bu soruyu sorar da kim bulabilmiştir ki yanıtını? Hangi matematikçi çözebilmiştir bu denklemi? En iyisi yaşa gitsin. Kendi doğrularını efendisi, yanlışlarının merkezi ol. Doğrularından yararlanmalarına izin ver ama yanlışlarından uzak tut herkesi. Sadece sen sorumlu ol.

*Sıkışıp kalırsın bazen zamanın tam ortasında. Bezmişliklerin bunalmışlıkların içinde debelenip durursun. Gitmek istersin olmak istemediğin yerlerden ama bırakamadıkların vardır arkada kalacak sen gittikten sonra. Birini sevmek, ona bağlanmak işte tam da bu anlarda tehlikelidir. Çığlık atmak ya da koşarak kaçmak istersin, sanki biri gırtlağına oturmuştur ve durmadan zıplıyordur üzerinde. Nefes alamaz, hareket edemez durumda hissedersin. Yıllar önce ölen babaannenin her doğum gününün akşamı gelip sanki karnında zıpladığını hissettiğin o anları hatırlarsın. Hani çocukluğunun son noktasına gelene kadar kutladığın doğum günlerinde mideni tıka basa doldurursun da o günlerin gecesinde o babaannen uyutmaz ya seni. Öyle işte. Gitmeyi düşünürsün; umutlarla dolar için, vurursun dibine hayallerin. Bir gün başka şehirde, bir akşam başka ülkedesindir. Tarihten tarihe geçer ya da direkt olarak kendi tarihini yazarsın hani. Özgürlüğün dibe vurduğu, yanında kimin ya da kimlerin olacağına senin karar verebildiğin o muhteşem zamanlar. Hayallerin ve sen. Bıraktığına pişman olduklarını geri kazanabildiğin, isteyip de sonradan vazgeçebildiğin tek yer. İçindeki çocuğun uykusunu yeterince aldığını düşünmüyor musun artık? Gerçek dünyanın o sıkışmışlıklarından kurtulma zamanı şimdi. Kime sığınacağını bilemedin hiç. Nereye saklanacağını. Oysa yanı başında duruyordu tek kurtuluşun. Seni senden bile koruyacak tek kişi o; içindeki çocuk, çocukluğun. Uyandır artık onu ve seni tek sığınabileceğin yere götürmesine izin ver. Ne geçmişin ne geleceğin, anı yakala artık. Kimse yoksa ona tutun. Ve güven bana, sadece o var gerçekte seninle hep var olacak olan. Herkes geçici o hep seninle olacak tek kişi.

Şimdi bakıyorum da geçmişe, yani yetişebildiğim kadarına. Ne kadar da boşa yaşamışım hayatı. Ziyan etmişim. Peki, bu durumu yolun çeyreğinde fark etmiş olmam, avantaj mıdır acaba? Öyle ya, hani neresinden dönersen kârdı hayatın?

Dost diye seçtiklerimin adı anılmıyor artık, kaybolup gitti hepsi. Aşk denemelerimin daha doğrusu denenmelerimin hepsi ta en geçmişimin en diplerinde kaldı. Adlarını bile hatırlamıyorum şimdi. Kaç kapı geçtiğimi, hatta şu an da hangi kapını önünde durduğumu bile bilmiyorum. Göremiyorum önümü şimdi, arkada bıraktıklarım ise o kadar bulanık ki.

Anlamlarımı kaybettim şimdi, nedenlerimi de unuttum. Birlikte yola çıktıklarım birer birer döküldüler. Kimi nerede bıraktığımı da bilmiyorum. Hedefimiz Kaf dağından ötelere gitmekti. Oysa biz sadece ayrıldık. Yollarımızı kaybettiler, amaçlarımızdan oldular, kayboldular, değiştiler, değiştirdiler her şeyi. Hayatın sıradanlığına kapıldı onlar, hayatın dayağını yiyip adam oldular. Ben hâlâ başladığım halimdeyim. Ne yolun başını unuttum, ne de o başta verdiğimiz sözler. Ama tek başına da tadı olmuyor ki kardeşim. Ne yani bende mi pes diyeyim?

Amma dolmuşum yahu. Dök dök bitmedi.
Hadi ben kapıyorum çok yazdı. Uyuyacağım daha.

https://twitter.com/#!/Fername
http://www.facebook.com/pages/Ferhan-Petek/40815501931


FERHAN PETEK
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU

REKLAM
reklam@cosmoturk.com

İLETİŞİM
cosmoeditor@cosmoturk.com

TEL: (0212) 280 07 00
FAX: (0212) 244 13 32

-->
>