KÖŞE YAZILARI | DEMET ÖZGE AYKAN

Döngü

Hayatım sürekli olarak birilerini özleyerek geçiyor. (Demet Özge Aykan)
 
   
 
 
     



Hayatım sürekli olarak birilerini özleyerek geçiyor. Arada hep yollar var. Her yerden önüme çıkıyorlar. Teker teker başlayıp çoğalarak büyüyorlar.

Yürümek zorunda olmamsa nedense beni rahatsız etmiyor.

Genelde hızlı yürüyorum. Benim dışımdaki, yürürken çevremi görmediğim, kendimi soyutladığım hayat, sanki yavaşladığım an beni yutacak gibi.

Hızlı veya yavaş yürümem, bu büyük kentte benim yaşadığım yere varmamı sağlamıyor. Kısa mesafelere ulaşabiliyorum ancak. Yutulacağım hissi de buradan geliyor.

Taşıta biniyorum. Duraklarda insanlar biniyor, insanlar iniyor. Aslında herkes kent tarafından yutulmuş. Kendimi farklı kılmamın şımarıklığı karşısında utanıyorum. Yalnız ben değilim. Herkes yürüyor, herkes duyuyor, konuşuyor... Burada beni farklı kılan hiçbir durum yok.

Durağa geldiğimizde iki adam biniyor taşıta. Adam elindeki anahtarlığı öyle sallıyor ki, sese tahammül edemiyorum. O kadar gürültülü. Bu kadar dayanıksız oluşuma kızıp duymazlıktan gelmeyi deniyorum, olmuyor. Gerçekten büyük bir gürültü hakim.

Derhal kulaklıklarımı takıp müziğimi son ses açıyorum. Anahtarlık sesi dışında hiçbir neden yokken adama derin bir sinir duyuyorum. Sanki dünyanın tüm suçlarını o işlemiş, bütün kadınları o aldatmış, bütün evleri o yakmış. . .

İnsanın istediği zaman birinden nefret etmesi ne kolay, diye düşünüyorum.

Adama ara ara göz ucuyla baktıklarımdan birinde, arkadaşıyla el-kol hareketleriyle konuştuğunu fark ediyorum. İşaret dili. İstemsiz şekilde kulaklıklarımı bile çıkartıyorum. Kendinden utanmak bu hareketleri yaptırıyor insana demek ki. Kimse adama duyduğum siniri, adamın aslında sağır olduğunu gibi şeyleri bilmiyor ama bilselerdi utancımı onlarla paylaşabilirdim belki de, diye düşünüyorum.

Belki de adam çıkardığı gürültüyü duysa, anahtarlığı o derece sallamazdı. Bu sefer gerçekten üzülüyorum.

Duraklarda insanlar biniyor, insanlar iniyor. Kent herkesi yutmuş. Yalnız ben değilim ama herkes yürüyemeyebiliyor, herkes duyamayabiliyor, konuşamıyor. . .

**

Serin bir mart akşamında yürüyorum. Dedim ya, sürekli yürür haldeyim. Tüm gün oturmanın vermiş olduğu uyuşukluğu, yürüyerek üzerimden atabildiğim için mutluyum. Bir yandan kulağıma gelen müziğin verdiği hüzünle mutluluğumun karıştığını hissediyorum. Her şey karışmak zorunda mı.

**

Arkamda biri var. Hem gölgesini görebiliyorum, hem müziğimi bastıran ayak seslerini duyabiliyorum. Filmlerdeki gibi, sanki aniden kolumdan tutup kendine çevirecek. Hızlandıkça hızlanıyorum. O da benle birlikte. Ne beni geçiyor ne geride kalıyor. Bu bitmeyecekmiş gibi görünen rutinliğin üzerimde yarattığı gerginliği bozmak için birden duruyorum. Aniden. Son sürat giderken, hızı birden kesmenin, zamanı durdurmanın ne demek olduğunu görsün. Geçip gidiyor sonunda arkasına bakarak. Sanırım deli olduğumu düşünüyor. Durduğumda bana çarpmaması da mucize. . .

**

Yürümenin özlemekle bağlantısı olmalı.

Hayatım sürekli birilerini özleyerek geçiyor. Hep de öyle geçecek. Underground filminin son sahnesindeki gibi, bir adaya tüm sevdiklerimi toplamadığım sürece böyle sürüp gidecek. “Yaşamın, daha doğrusu yaşamın ortasında, tüm özlemlerimin doyumsuz kaldığını nasıl da algılıyorum.

Yaşam özlemini doyuracak bir olgu mümkün mü.

Yirmi yıl sonra aynı şarkılar çalıyor. Elli üç yıl öncesi çekilmiş bir film gösteriliyor. Yirmili, ellili yılların giysileri vitrinleri dolduruyor. İşte böylesi bir yaşam önümüzden gelip gidiyor. Sen kendi duvarlarının gerisine çekiliyorsun. O, kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. Bir başka kentte. Bir başka ülkede. Herkes bir başka kentte. Herkes bir başka dili konuşuyor. Ya da anlamaya çalışıyor.

Aynı dili konuşan iki kişi yok.

Doyum içinde ayrılacağını sandığın bu yaşamdan, zaman zaman algılıyorsun ki, hiç de doyumla ayrılamayacaksın. Hiç yaşanmamış gibi.

Doymak mümkün mü?”

Hiçbir şey yetmeyecek. Yollar yürünse de bitmeyecek. Aynı dili konuşamayacağını bildiğin insanlar bile özlenmeye devam edecek.

Doyuma ulaşmak imkânsız. O noktanın ne olduğunu bilmediğin sürece.

Yolların bitmeyeceğini bile bile yürümek, özlemininin bitmeyeceğini bile bile özlemek, yaşamın değişmeyecek olguları olarak mı kalacak?


DEMET ÖZGE AYKAN
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU

REKLAM
reklam@cosmoturk.com

İLETİŞİM
cosmoeditor@cosmoturk.com

TEL: (0212) 280 07 00
FAX: (0212) 244 13 32

-->
>