KÖŞE YAZILARI | HİKMET SUNER

Hayat

"Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım. Öyle değerliymiş ki zaman, hep acele etmem bundan anladım”.
 
   
 
 
     

Hayat.

Çocukluk çağından itibaren insanlar, “büyüyünce ne olacaksın?” ve “hayalin nedir?” cümleleriyle büyürler.

“Okuyup adam olacak”, “okuyup doktor olacak, polis olacak” v.s. gibi.

Kız çocukları da nasıl “ gelin olacağı” hayalini kurarlar.
Hatta o kadar büyümeye heveslenirler ki, annesinin elbiselerini, ayakkabılarını giyerler, makyaj yapar süslenirler.

Erkek çocuklar da “babaları gibi” davranırlar. Yani daima, ilerde yapacakları, bununla ilgili de rüyaları, hayalleri vardır.

Bir şey istediklerinde, “sen büyü o zaman, daha var, daha çocuksun” cümleleriyle isteklerini ertelerler.

Tam istediklerini yapacak duruma geldiklerinde de, başka programlar çıkar karşılarına, “şimdi sırası değil, sonra” gibi beklemeler yaşarlar.

Bir şey öğrenmek istediklerinde, daima, muhataplarının, ya işleri vardır, ya da canları sıkkındır. Derken, okul çağı, dersler sevgililer.. Veya, Küçük yaşta çocukluğunu dahi yaşayamadan, evi geçindirmek gailesi. Okul biter, çalışma hayatında para kazanmaya başlarlar. Bu sefer de sabit giderlerden, kendilerine harcayacak “keyif yapacak” paraları kalmaz. Kalsa bile, başka öncelikler gelir.

Şayet evli ise, hanımın, çocukları varsa çocukların, yani evin zaruri ihtiyaçları ilk sırayı alır. Gene, özeli için harcamak, kısmet olmamıştır. Zaman geçtikçe, buna da alışılır.

“Çocukların okulları bitsin, işe başlasınlar, hele bir evlenip kendi yuvalarını kursunlar, seyahate sonra gideriz, o zaman kendimize vakit ayırırız” derler.

Bir zaman sonra da “artık emekli olduktan sonra kendimize zaman ayırırız” der, gene ertelerler.

Biriktirilen vallah-billah paralarını, emekli olduktan sonra da hastalıklara sarf etmeye başlar, bir “oh” demeden hayata veda eder, gideriz.

Biz gittikten sonra da varislerimiz toprağa girdiğimizin gecesi, bırakılan menkul veya gayri-menkulleri konuşmaya başlarlar.

“Bu ne dünya kardeşim böyle” şarkısı gelir aklıma….

Küçük yaşta kafamıza nakşedilen para biriktirme, ev alma gibi “dünya malına haris” bir şekilde yaşar, biriktirir, sonra da hastalık felan derken, sefasını süremeden, hayrını göremeden göçer gideriz.

Bir koşuşturma, bir yarıştır, ömrümüzü heba ederiz.

Ne dünyada rahat ederiz, ne de ahreti düşünüp, hayır işler, sevap kazanırız.

Bir hırs sarmıştır,beynimizi-yaşamımızı, adına yaşamak denirse….

Hep engel vardır.

Başarının, yaşamın gerçek olup olmadığını anlamak için, karşılığında neler verildiğine bakmak lazımdır. Ödenen bedeller nelerdir?

Hayat göz açıp kapayıncaya kadar çok çabuk geçer.

Bir de bakarsınız ki, yapmak isteyip de yapamayıp, ertelediğiniz şeyler için, yapacak zamanınız ve gücünüz kalmamıştır.

Senelerce yaşam yeni başlayacak sanırız. Çocukları büyütürken sıkılırız, bunalırız. “İleride rahat ederiz”, deriz. Ama, büyüdüklerinde de telaşlar başlar.Bir türlü rahat yüzü göremeyiz.

Arada sırada sorarız kendimize, “mutlumuyum?” diye.

Cevap, hep ortada kalır. Geçiştiririz.

Unutmayın ki,

Mutluluk bir yolculuktur. Bir varış noktası, değildir.. Mutlu olmak için, en iyi zaman, “Aklınızdan geçen, ilk müsait olduğunuz ve uyguladığınız” andır.

Gerçek olan,“Anı yaşamak ve doya-doya tadını çıkarmak”tır..

Zaman-zaman gençler canlarının çok sıkıldığını, hayattan zevk almadıklarını söyler, durumlarından şikayetci olurlar.

Büyüklerimiz de onlara nasihatlerde bulunur,

“Hayat, lüzumsuz şeylere zaman harcanacak kadar uzun değildir, gençliğinizin, bugünlerinizin kıymetini bilin, sonra bu günlerinizi çok ararsınız. Daha ne istiyorsunuz ki, sağlıklısınız, eliniz ayağınız tutuyor, başınızı sokacak bir yeriniz var. Azmayın, kudurmayın. Vallahi Allah cezanızı verir. Bunları bulamayan, göremeyen, tadamayanlar da var. Kadir-kıymet bilmeyenler daha sonra muhtaç duruma düşerler. Şükredin. ” derlerdi.

Onlar ki,

Bazıları da şükretmeyi akıllarına getirmedikleri gibi, kendi durumlarından daha ağır olanları da göz ardı ederler.

Çoğu zaman “kaybetmeye hazır, gören körler” hayatı çekilmez, değeri anlaşılmaz hale dönüştürürler.

Bu tip şikayetler, kanaat etmeyen, tatmin olmayan insanlardan kaynaklanır.

Cahil olanların, ibret alınacak hadiselerden ders almayanların hali budur.

“Dünyanın aynı zamanda bir imtihan yeri olduğunu akıllarına getirmeden yaşayan zalimler, iyilikten nasibini alamadan hayata veda ederler. Onursuz yaşarlar, her şeyi yapabilirler. Onlar için ayıp, günah, suç, hak-hukuk,sevgi,saygı gibi mefhumlar yoktur.

Ve,

“Kaybedecek bir şeyi olmayanlar da, başkalarına her şeylerini kaybettirirler”. Bu sırada da sizin hayatınız da heba olur gider.

Onun içindir ki,

Aileler, dostlar ve büyüklerimiz “arkadaşların ve arkadaşlığın çok önemli” olduğunu söyler, devamlı ikaz ederler, insan hayatında üç şey kaderi belirler “eş, iş, arkadaş” seçimi diye de iyice tembih ederler.

“Aç gözlü olmamak, güzel ve şerefli bir hayata talip olmak en ciddi seçimdir.

“Azmi ve sabrı kaybeden, her şeyini kaybeder”,

“Asi ve kendi akıllarından razı olanlar, laf dinlemezler.
Hallerinden memnundurlar”.

“Huzur, iyilerin ve iyiliklerin getirdikleridir”.

“Güne dua ile başlamak, geceyi şükürle sonlandırmak, başarılı ve huzurlu yaşam için önemlidir”,

Maddelerini yaşam şartı olarak kabul ve ilan ederler.
Yaşam, tercihlerin doğruluğu-yanlışlığı ile, cennet veya cehennem olur.

Hayat sadece öpüşüp, koklaşmak, gezmek, eğlenmek değildir.

Konuşmayı, sohbet etmeyi sevdiğin biriyle evlenirsen veya arkadaşlarını, dostlarını, eşini, konuşmayı, paylaşmayı sevdiğin, güvendiğin insanlardan seçersen, yaş ilerledikçe sohbetin her şeyden fazla önem kazandığını anlarsın.

“İmanlı, İlme talip, Hukuk’a saygılı, Mücadele azmini yitirmeyen, İbadet ve karşılıksız yardım eden, Sabreden, Doğru bilgiye talip, Hak edene iyilik yapan, Kararlı olan”.

Hayata dair ne varsa bu yedilide var.

Yazımın sonunda Nietzsche'nin dizelerini aktarıyorum,

“Gidene kal demeyeceksin,
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.

Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun.

Düşün..

Kim üzebilir seni, senden başka kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen.

Kim mutlu edebilir seni senden başka,
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen.
Kim mutlu edebilir seni,
Sen hazır değilsen.

Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen.
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen.
Her şey sende başlar, sende biter.
Yeter ki yürekli ol tükenme, tüketme.
Tükettirme içindeki yaşama sevgisini.
Ya çare sizsiniz, ya da çaresizsiniz.

Öyle bir hayat yaşadım ki, cenneti de gördüm, cehennemi de,

Öyle bir aşk yaşadım ki, tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de,

Bazıları seyrederken hayatı en önden kendimi bir sahnede buldum, oynadım.

Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum, okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki, söz ver kendine, denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin, sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin, uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin, korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.

Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.

Öyle değerliymiş ki zaman, hep acele etmem bundan anladım”.

Hikmet Suner
hikmetsuner@yahoo.com
 


HİKMET SUNER
YAZARA E-POSTA GÖNDER

 

Diğer yazıları liste halinde görmek için tıklayın >

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU

REKLAM
reklam@cosmoturk.com

İLETİŞİM
cosmoeditor@cosmoturk.com

TEL: (0212) 280 07 00
FAX: (0212) 244 13 32

-->
>