RÖPORTAJ

Ezgi Eyüboğlu: “Aşksız sevgisiz hayat biraz eksik geliyor bana”

Cesur, duygusal, derin…
 
   
 
 
     

“Kalbim Seni Seçti”, “Muhteşem Yüzyıl”, “Adı Mutluluk”, “Payitaht Abdülhamid”, “Teşkilat” ve daha pek çok yapımın başrolündeki başarılı oyunculuğu ve güzelliğiyle kendine hayran bırakan Ezgi Eyüboğlu, sektördeki sorunlara da değinerek özel hayatı hakkında pek bilinmeyen yönlerini ve yaşamına dair samimi detayları MAG Okurları ile paylaştı...

Birçok izleyici sizi hem zarif hem güçlü kadın rolleriyle tanıdı. Peki, özel hayatınızda da o güçlü kadın mısınız, yoksa kamera arkasında bambaşka bir Ezgi mi var?

Kendimi güçlü hissediyorum. Bu ne demek? Yaşadığınız deneyimlerden güçlenerek çıkmak, hayatınıza istediğiniz şekilde bir yön vermiş olmak, maddi veya manevi olarak kendinize yetebilmek, kararlarında olabildiğince özgür olmak ve dahası...

Kariyerinizde kırılma noktası olan o proje hangisiydi? Hani “İşte şimdi başka bir sayfa açıldı!” dediğiniz an...

İlk projemle aslında... “Kalbim Seni Seçti” isimli bir yaz işiydi; oldukça ilgi gören, izlenen bir işti. İlk başrolümdü aynı zamanda, hemen ardından yeni kapılar açtı bana. İlk işim aslında en büyük kırılma noktamdı, sonrası ardı ardına ilerdi...

Şöhretle gelen en güzel şey neydi, en zorlandığınız şey neydi?


En güzel yanı, insanlar tarafından sevildiğinizi hissetmek; zor tarafı, özel hayatınızın ister istemez daha görünür hâle gelmesi, herkesin yorumuna açık olması diyebilirim.

Ezgi Eyüboğlu’nun oynamayı en çok hayal ettiği rol ne?


Daha oynamadığım çok rol var. Bir anneyi oynamak isterim mesela, hiç denk gelmedi henüz. Benim için farklı bir deneyim olur diye düşünüyorum..
 



Hiç sette “Bu sahneyi oynayamam” dediğiniz bir an oldu mu? Geriye dönüp baktığınızda “Keşke o rolü almasaydım” dediğiniz bir iş var mı?


Ufak tefek olmuştur değiştirdiğimiz, eklediğimiz, çıkardığımız şeyler ama keşke almasaydım dediğim bir rol olmadı. Bütün işlerime isteyerek dâhil oldum. O konuda bir pişmanlığım yok.

Son olarak “Gizli Bahçe” dizisinde ekran önündeydiniz. Çok uzun soluklu bir proje olamadı. Bu durumu neye bağlıyorsunuz? Günümüz izleyicisinin dizi tercihleri nasıl şekillendi?

Çok severek dâhil olduğum bir projeydi ama çok normal, her yıl onlarca dizi başlıyor ve bitiyor. Ben o konuda gerçekçi bakıyorum, demek ki bir şeyler eksikti ve izleyiciyle gereken bağ kurulamadı. Çok etkenli bir iş yapıyoruz, tam olarak neden kaynaklandığını net bir şekilde tespit etmek güç.

Televizyon dizilerinin yoğun ve uzun çalışma saatleri her dönem gündem oluyor… Bu çalışma saatleri sizi zorluyor mu? Sizce sektörde değişmesi gereken noktalar neler?

Sektördeki herkesi zorluyor, ortaya çıkan işin kalitesini ve ömrünü de etkiliyor. Çok konuşuldu bu konu, yıllardır artık herkes konuya hâkim ama aynı düzen devam ediyor. En çok komedi işlerini etkiledi bence süre konusu. Televizyonda komedi işi nerdeyse yok denecek kadar az. Değişmesi gereken en önemli şey, hâlâ süre konusu bence.

Dizi ve film arkadaşlıkları hakkında ne düşünüyorsunuz? Cidden bu camiada dostluk kurmak zor mu? Sizin “yakın dostum” dediğiniz kimler var?

Haftanın büyük bir bölümünü setlerde geçiriyoruz, o sebeple iş arkadaşlarımızla yakın, samimi, sevgi dolu bir ilişki kurabilirsek tabii ki tadından yenmiyor. Bu camiada değil, genel olarak birine dost demek zor. Belli bir zaman sınavından da geçmesi gerekiyor dostluğun diye düşünüyorum. Sektörden çok sevdiğim, yakın birkaç arkadaşım var ama dostlarım hep yıllar öncesinden kalma.

Hayatta “iyi ki” dediğiniz en büyük karar neydi?

Çok var aslında. Büyük kararlar almam gereken şeyler yaşadım, hayatımın gidişatını değiştiren; ama en büyüğü, oyunculuğa başlamış olmam. Şu an olduğum kişinin büyük bir parçası. Kendimi ondan ayrı düşünemiyorum artık.

Sizi en çok ne kırar, ne mutlu eder? Küçük ama kimsenin bilmediği detayları paylaşır mısınız?

İş hayatımda da özel hayatımda da, sevdiğim ve güvendiğim insanlar tarafından güvenimin kırılması, aptal yerine konmaya çalışılmak, hakkımın yenmesi kırar, çünkü biliyorum ki bunları hissettikten sonra istesem bile hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. En mutlu eden şey, kendime koyduğum hedefleri gerçekleştirdiğimi görmek.

Aşkta mantık mı, kalp mi? Ezgi Eyüboğlu’nun terazisinde hangisi daha ağır?

İkisi birbirini desteklemezse bence sonu iyi olmuyor. Kalple mantık arasında uçurum olmamalı ama her zaman kalp ağır basar. Aşkta mantık devreye giriyorsa, o gerçekten aşk mıdır diye bir sorgularım!

Güzelliğiniz kadar özel hayatınız da hep merak konusu. Kalbiniz şu sıralar dolu mu, yoksa işinize mi âşıksınız?

Her şeye açığım; aşksız, sevgisiz hayat biraz eksik geliyor bana diyeyim!

Aşk, kariyer, dostluk… En çok hangisiyle sınandınız hayatta? Aldığınız dersler neler oldu?

Hepsinde ayrı ayrı sınanma hikâyelerim var, aldığım dersler var... En önemli ders güvenle ilgili tabii; giderek daha çok zaman almaya başlıyor. Deneyimler güzel ama kötü bir tarafı da var: Zamanla kendini çok korumaya almak ve hissizleşmek. Bu da, hayatı derinlemesine yaşamasına engel olabiliyor insanın. Ben bunu aşmaya çalışıyorum; korkmadan sonuçlarını da göğüsleyecek şekilde inanmaya, denemeye devam... Hayata bir kere geliyoruz.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı desek, neler söylemek istersiniz? Sizin en mutlu bayramınız hangi yıldı? O döneme ait unutamadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?

Çocuk masumiyeti, merakı, heyecanı, içten kahkahası insanın hayatla bağını güçlendiren şeylerden biri gerçekten. Onlara umut dolu yarınlar bırakabiliriz umarım diye düşündürüyor bana... Bayramlarda arkadaşlarımla gösteri hazırlamak, ilk sahne heyecanları belki de oyuncu olmamda etkili anılar... Annemle babamın gelip beni izlemesi, beraber paylaşmak ilk aklıma gelenler.
 



Çocukluk kahramanınız kimdi? Yıllar sonra o kahramanınız ile buluşma şansınız oldu mu?

Benim kahramanlarım hep değişti hayatta. Ünlü, tanınmış isimlerden çok, çevremdeki isimsiz kahramanlardan ilham aldım. Öz güveni yüksek insanlar, tırnaklarla kazınan başarı öyküleri, karşılıksız sevgi verme ve alma kapasitesine sahip insanlar, içimde gizli kalan tutkuları açığa çıkarmama vesile olan insanlar... Bir sürü kahramanım var aslında.

Yirmili yaşlardaki Ezgi ile şimdiki Ezgi arasında nasıl farklar var? O yaşlara dönecek olsanız, o Ezgi’ye neler söylerdiniz?


“Her şey yoluna girecek, hayatın her anının tadını çıkar!” derdim, çünkü daha endişeli ve kaygılı bir yapım vardı ama hep cesurdum. Hiçbir şeyi değiştirmek istemezdim. Daha dingin, daha sakin, daha olgun, daha sabırlı, daha toleranslı biriyim o yaşlarıma göre.

Nisan, baharın müjdesini veren bir ay… Ezgi hangi mevsimin, hangi ayın kadını?


Tam bir yaz insanıyım, bahar da yazın habercisi. Kışın daha içine kapalı bir insan oluyorum; baharın gelmesiyle ben de çiçek açıyorum diyebilirim. Neşem, coşkum artıyor.

Ezgi Eyüboğlu’nun telefonundaki en son Google araması neydi?

Bir güneş gözlüğü modeline bakmıştım. Çok seviyorum, en güzel aksesuarlardan biri.

Şu aralar size en çok ne heyecan veriyor? Yeni projeleriniz, sevenlerinize vereceğiniz müjde var mı?


Şu sıralar en çok yazın gelmesi heyecan veriyor! Netleşen bir projem yok ama her an her şey olabilir!

 

Favorilerinize ekleyinAnasayfaya dönPaylaşın
GÜNLÜK FALINIZ
HAVA DURUMU

REKLAM
reklam@cosmoturk.com

İLETİŞİM
cosmoeditor@cosmoturk.com

TEL: (0212) 280 07 00
FAX: (0212) 244 13 32

-->
>